SOSYAL SORUMLUK 8000 (SOCIAL
ACCOUNTABILITY 8000) STANDARD
ÖZET
Günümüzde, kalite ve maliyet kadar, sosyal
sorumluluklara ve ahlaka uygun faaliyet göstermek de rekabet edebilmenin
önemli bir koşulu haline gelmeye başlamıştır. Bunda, gelişen iletişim
teknolojileriyle birlikte daha da güçlenen sivil toplum örgütlerinin
(ekolojik çevreye zararlı, işgücü-yoğun eski teknolojilerini gelişmekte
olan ülkelere transfer ederek, hem gelişmiş ülkelerin hukuki
düzenlemelerinden kaçan, hem de ucuz iş gücü sayesinde yatırımlarının
ömrünü uzatan) uluslararası işletmeler üzerinde artan baskılarının
önemli bir etkisi söz konusu olmuştur. Son yıllarda giderek artan kalite
bilinci de bu gelişmeyi, “kaliteli ürünler, ancak işgörenlerin mutlu
olduğu çalışma koşullarında üretilebilir” savıyla desteklemiştir. Bu
çalışmada, bazı sivil toplum örgütleri ile uluslararası işletmelerin
geliştirdikleri işletmelerin sosyal sorumluluklarıyla ilgili yeni bir
standart tanıtılmakta ve bu standardın kapsamı açısından ülkemizdeki
mevcut durum değerlendirmektedir.
1. GİRİŞ
Sosyal sorumluluk kavramı kısaca, bir işletmenin
faaliyette bulunduğu ortamı koruma ve geliştirme konusundaki
yükümlülükleri olarak tanımlanabilir. Doğal çevreyi koruma; müşterilerin
tercihlerini dikkate alarak kaliteli ve güvenli ürünler sunma;
işgörenlerin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterme; işletmeyi
ortakların haklarını koruyacak ve yatırımları karlı kılacak bir şekilde
yönetme, faaliyetlere ilişkin doğru bilgi sunma ve toplumun refah
seviyesine katkıda bulunacak eğitim, sağlık ve sanat etkinliklerini
destekleme gibi konular bu kavram kapsamında değerlendirilmekle (Griffin,
1990: 814-821) birlikte, bu sorumlulukları ortakların sermayelerini
korumak ve geliştirmekle sınırlandıranların yanı sıra, daha da
genişletenler söz konusudur.
İşletmelerin müşterilerine “daha kaliteli ve güvenilir
ürünler sunma” sorumluluğunu vurgulayan ISO 9000 ve doğal çevreye karşı
olan sorumluluklarını düzenleyen ISO 14000 serileri gibi standartların
varlığı öteden beri bilinmektedir. Bu çalışmada, “işgörenlere” karşı
olan sosyal sorumluluklarını yerine getirmelerinde işletmelere
kılavuzluk edecek “Sosyal Sorumluluk 8000 Standardı” incelenmekte ve
standardın kapsamı açısından Türkiye’deki mevcut durum tartışılarak
konunun ülkemiz açısından önemi vurgulanmaktadır.
2. SA 8000 STANDARDI NEDİR?
SA 8000, ISO 9001 ve ISO 14001’i örnek alan,
performans koşulları kadar prosedür ve sistem koşullarını da önemseyen,
yönetim sistemi ile davranış kodunun bileşimi bir standarttır. Ekim
1997’de (CEPAA; “The Council on Economic Priorities Accreditation Agency)
Ekonomik Öncelikler Konseyi Akreditasyon Bölümü tarafından geliştirilen
(Export Today, 1998: 74-76) ve “Amnesty International” ve “The National
Child Labor Committee” (Richards, 1998: 5-7) gibi sivil toplum
örgütlerince desteklenen standart, Avon Cosmetics, Toys ‘R’ Us (ABD),
Sainsbury (İngiltere) ve Otto Versand (Almanya) gibi işletmelerin yanı
sıra, çeşitli insan hakları grupları, işgören sendikaları ve KPMG-Peat
Marwich ve SGS-ICS gibi muhasebe şirketlerinin de desteğine sahip
bulunmaktadır (Bernstein, 1997: 39). Tedarikçi seçiminde dünyadaki ilk
evrensel ahlak standardı olma özelliğine sahip olan SA 8000’in, küresel
işletmelerin tedarikçilerinden, ISO belgelerinin yanı sıra isteyeceği
önemli bir standart olacağına inanılmaktadır (Tarantino, 1998: 559-563).
SA 8000, dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm
standardın “amaç ve kapsamı”nı tanımlamakta, ikinci bölümde, bir
işletmenin belge almaya hak kazanabilmesi için standarda ek olarak uymak
zorunda olduğu yerel yasaları, UÇÖ’nün temel düzenlemelerini ve
Birleşmiş Milletler Anayasasını belirtmekte; üçüncü bölüm, standartla
ilgili “işletme”, “tedarikçi”, “çocuk işgören” ve “zorla çalıştırılan
işgören” gibi kavramları tanımlamakta, son bölüm ise, işletmenin yönetim
sistemini uygularken ve belge alırken uymak zorunda olduğu genel
koşulları açıklamaktadır (Export Today, 1998: 74-76). İşletmelerin uymak
zorunda oldukları bu koşullar aşağıdaki gibi sıralanabilir (Punter vd.,
1998: 197-200; Scherer, 1997: 245-248; Thaler-Carter, 1999: 106-111;
Bernstein,1997: 39):
- Çocuk işgören.
15 yaşın altında çocuk işgören çalıştırılamaz. Bu yaşın üzerindeki
çocuk işgören eğer okula da devam ediyorsa, iş için harcayacağı
toplam zaman, günde (iş+okul+ulaşım dahil) 10 saati geçemez.
- Zorla çalıştırılan işgören.
İşletme zorla işgören çalıştıramaz veya işgörenlerin, kimliklerini
ya da belli bir “deposit”i işletmeye bırakmalarını isteyemez.
- Sendika kurma ve toplu
pazarlık hakkı. İşgörenler sendika kurma,
sendikaya katılma ve toplu pazarlık hakkına sahiptirler.
- Çalışma saatleri.
İşgörenler haftalık 48 saatten fazla
çalıştırılamaz ve (kısa dönemli olağan üstü iş koşulları hariç)
fazla mesailer, haftalık 12 saati geçemez.
- Maaş ve ücretler.
Ücretler en azından ülkenin “asgari ücret”
seviyesinde ve personelin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek
kadar olmak zorundadır.
- Sağlık ve güvenlik.
İşletme, sağlıklı bir çalışma ortamı sunmak, kaza
ve yaralanmaları önleyici tedbirleri almak, sağlık ve güvenlik
eğitimi vermek, temiz sağlık tesisleri ve içilebilir su sağlamak
zorundadır.
- Ayırımcılık ve disiplin
uygulamaları. İşgörenler cinsiyet, etnik
köken vb nedenlerden dolayı farklı muameleye tabi tutulamaz ve
işgörenlere dayak, küfür vb. fiziksel ve psikolojik baskı
uygulanamaz.
İşletmelerin tek başlarına standarda uymaları yeterli
olmayıp, birlikte çalıştıkları üretici ve tedarikçi işletmelerin de
uyması gerekmektedir. CEPAA, işletmelerin birlikte çalışacakları
tedarikçileri seçerken bunların, az gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkelerdeki fabrikalarındaki çalışma saatleri, ücretler, hastalık ve
kaza ödenekleri, sağlık ve güvenlik koşulları, disiplin uygulamaları,
zorla işgören çalıştırıp çalıştırmadıkları ve “çocuk” kavramını nasıl
tanımladıklarına ilişkin bilgileri kapsayan “davranış kurallarını”; bu
kurallarla ilgili kontrolleri kendilerinin mi, yoksa bağımsız bir
danışmana ya da sivil toplum örgütüne mi yaptırdıklarını incelemelerini
önermekte (Consumer Reports, 1997: 20-25) ve böylece standardın
yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir.
3. SA 8000 STANDARDINA NİÇİN GEREK DUYULDU?
SA 8000 Standardı’na ihtiyaç duyulmasının nedenlerini
üç ana başlık altında incelemek olanaklıdır. Bu nedenler, gelişmekte
olan ülkelerdeki kötü çalışma koşullarının artık göz ardı edilemeyecek
bir boyuta ulaşmış olması, sivil toplum örgütlerinin çalışma koşullarını
iyileştirme yönündeki çabaları ve tasarruf sahiplerinin yatırım kararı
verirken kar kadar, aday işletmelerin sosyal sorumluluklarına uygun
faaliyet gösterip göstermediklerini de dikkate almaya başlamaları olarak
sayılabilir.
3.1. Gelişmekte Olan
Ülkelerdeki Kötü Çalışma Koşulları
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çalışma
koşullarının kötülüğü, insan hakları konusunda duyarlı gelişmiş
ülkelerin bazı adımlar atmasını zorunlu hale getirmiş ve SA 8000, bu
zorunluluğun sonucunda ortaya çıkmıştır. Uluslararası işletmelerin bu
ülkelerdeki faaliyetlerini incelemek standarda duyulan ihtiyacın daha
iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Dünya oyuncak üretiminin %80’i ucuz işgücü nedeniyle
üçüncü dünya ülkelerinde, özellikle de Asya’da, sağlıksız çalışma
koşullarında yapılmaktadır (Consumer Reports, 1997: 20-25). Dünün en
önemli sorunu olan köle ve çocuk işgören çalıştırmanın yerini, bugün,
uzun çalışma saatleri ve (3 dolar ile 30 cent arasında değişen) batı
standartlarının çok altındaki işçilik ücretleri almış bulunmaktadır (Economist,
1999: 62-64). Çoğu kırsal kesimden gelen ve kalifiye olmayan bu insanlar
uluslararası işletmeler için “her koşulda çalışmaya hazır” potansiyel
işgücü konumundadırlar. Bu durum, küresel ekonominin, uluslararası
işletmelerin gelişmiş ülkelerdeki çalışma standartlarından kaçmalarına
izin vererek, dünyadaki çalışma standartlarını olumsuz etkileyeceğini,
dolayısıyla da işgörenlerin bu şartlar altında çalışmaktan başka
alternatiflerinin kalmayacağını öngören ekonomistleri (Spar vd., 1999:
557-582) haklı çıkarmaktadır. Çoğunda gerçek anlamda demokrasinin
olmadığı bu ülkeler, sağlıklı ekonomik ve sosyo-kültürel gelişimlerini
tamamlayamadıkları sürece, “çifte standart”lı uluslararası işletmelerin
“modern sömürgeleri” olmaya devam edeceklerdir. Son Dünya Ticaret Örgütü
toplantısının sonuçları da bu düşünceyi desteklemektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde işgören maliyetleri düşük ve
yasal sistemler batıdakinden daha gevşek olduğundan bazı şirketler bu
olumsuz durumu bir fırsat olarak değerlendirmektedirler. Örneğin, bazı
İngiliz işletmeleri maliyetlerini aşağıya çekmek için üretim
merkezlerini, istihdam standartları konusunda daha rahat hareket
edebilecekleri ülkelere kaydırmaktadırlar (Anstead, 1999: 30-32).
İstatistikler, suistimalin korkunç yüzünü çok açık bir şekilde ortaya
koymaktadır: UÇÖ’ne göre dünyada 5-14 yaş grubunda 250 milyon çalışan
çocuk bulunmakta ve 12-17 yaş grubunda yer alan 283 milyon çocuk
çalıştığı için okula devam edememektedir (Aslantepe, 1999: 7).
Son yıllarda, Avrupalı dev giyecek işletmelerinin Doğu
Avrupa ve Asya’daki üretim tesislerindeki kötü çalışma koşulları
tartışılmaya başlanmıştır. Bu tesislerde, haftada 70 saat kötü koşullar
altında çalışmaya zorlanan 14 yaşlarındaki kız çocuklarına günde sadece
iki kez tuvalete gitme izni verilmekte, tuvalette kalma süresi üç
dakikayı aştığında ise, bir günlük ücretleri kesilerek
cezalandırılmaktadırlar. Sendikalı çalışmaya karşı olan bu işyerlerinde,
düzenli aralıklarla hamilelik testi uygulanmakta ve hamile olduğu
anlaşılanlar işten uzaklaştırmaktadır. Uzmanlar, dünya giyecek
üretiminin %40’ını tüketen ABD ve Avrupa’nın, SA 8000 gibi standartlara
destek vermesinin dünyadaki çalışma koşullarını iyileştireceğini tahmin
etmektedirler (Echikson, 1999: 96-97). Bu yönde önemli bir adım,
Amerikan pazarının beşte birine sahip olan Toys ‘R’ Us tarafından
atılmıştır. Toys ‘R’ Us, 5000 kadar tedarikçisinden SA 8000 Standardı’nı
almalarını istemiştir (Bernstein, 1997: 39).
SA 8000, insan kaynaklarına yapılan ve bir süre sonra
yüksek verimlilik ve moral olarak işletmeye geri dönecek olan bir
“yatırım” olarak değerlendirilebilir. Bu yatırımın; mevcut durumu
incelemek, politika ve prosedürler geliştirmek, kayıtları tutmak ve
kontrol etmek için yönetimin harcayacağı zaman; iyileştirici eylemler
için katlanılacak harcamalar ve belgelendirme denetimi ve sürekli
kontroller için denetim şirketlerine yapılacak ödemelerden oluşan bazı
maliyetleri söz konusudur (Thaler-Carter, 1999: 106-111). Anılan
maliyetlerine karşılık SA 8000, iyileşen çalışma koşullarıyla birlikte
işgören verimliliğini, ürün ve hizmet kalitesini, müşteri memnuniyetini
ve işletmenin toplumdaki saygınlığını arttıracak (Punter vd., 1998:
197-200) önemli bir rekabet üstünlüğü ve insan haklarına daha saygılı
bir iş dünyasının oluşturulmasına yapılacak anlamlı bir katkı olarak
değerlendirilmelidir.
3.2. Sivil Toplum Örgütlerinin Çabaları
Son yıllarda sivil toplum örgütleri dünya genelinde
insan haklarına aykırı uygulamaların dile getirilmesinde ve önleyici
girişimlerin başlatılmasında aktif bir rol oynamışlardır. Artık
Amerika’da satılan bir çok ürünün üzerinde, örneğin, “Bu top için ne
çocuk, ne de köle işgören çalıştırılmıştır” şeklinde ifadeler
görülmektedir (Economist, 1998: 13-16). Bu, gelişmiş ülkeler başta olmak
üzere dünya genelinde kötü çalışma koşullarına karşı bilinçli bir
tepkinin başladığını göstermektedir.
Sivil toplum örgütlerindeki bu bilinçlenmeye karşın
gelişmekte olan ülke yönetimlerinin hala çok gerilerde olduğu
görülmektedir. Seattle’da 135 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen DTÖ
toplantısında gelişmekte olan ülkeler, işçi haklarını pazarlık masasına
getirmekten kaçınırken; çevreciler, deniz kaplumbağalarına kötü
davranan; sendikacılar ise, çocuk işgören çalıştıran ülkelere ticari
ambargo uygulanmasını istediler (Berberoğlu, 1999). Türkiye’nin de
aralarında bulunduğu, Mısır ve Hindistan gibi ülkeler işgören hakları
konusunda, “Bize çalışma standartları dayatıp, sosyal adalet kisvesi
altında, emek-yoğun sektörlerdeki rekabet avantajımızı elimizden almak
istiyorsunuz” diyerek bu konuda gerekli adımların atılmasına karşı
çıkmış (Çongar, 1999) ve sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve
çevreci grupların üzerinde durduğu konuların, gelişmekte olan ülke
yönetimlerince “önemli bulunmadığı” gerçeğini bir kere daha
göstermişlerdir.
Her ne kadar hükümetler gerekli adımları atmaktan
kaçınıyorlarsa da, sivil toplum örgütlerinin çabaları gelişmekte olan
ülkelerdeki kötü çalışma koşullarının dünyaya duyurulmasına ve düzeltici
adımların atılmasına yardımcı olmaya devam etmektedir. Örneğin, bu
örgütlerin ağır eleştiri ve baskılarına maruz kalan Disney, Nike ve
Mattel gibi işletmeler Asya’daki fabrikalarında çalışma koşullarını
iyileştirme yoluna gitmişlerdir. Mattel, bu olumlu çabaları sonucunda
Çin’de SA 8000 Standardı’nı alan ilk işletme olmuş ve bütün
fabrikalarını bağımsız denetçilere açmıştır. Nike, hem kendisi hem de
tedarikçi işletmeleri için ayrıntılı davranış kuralları geliştirerek
ciddi bir kontrol gerçekleştirmeye başlamıştır (Economist, 1999: 62-64).
Sivil toplum örgütlerinin bu çabaları sonucunda, özel
kesim de çalışma koşullarının iyileştirilmesine önemli katkılarda
bulunmaya başlamıştır. Örneğin, 1997 yılında Dünya Spor Ürünleri
Endüstrileri Federasyonu ve ABD Spor Ürünleri Üreticileri Derneği’nin,
Pakistan futbol topu endüstrisinde çocuk işgören çalıştırmayı engelleme
yönünde aldıkları kararı, (daha önce 12 yaşındaki çocuklara futbol topu
ürettirmekle suçlanan) Reebok da desteklemekte ve futbol topu üretiminde
çocuk işgören çalıştırılıp çalıştırılmadığını denetlemek amacıyla
bağımsız bir denetim sistemi kurulması ve eski çocuk işgörenler için
okul vb. sosyal programlar hazırlanması çabalarına katılmaktadır (Spar
vd., 1999: 557-582).
Sivil toplum örgütlerinin yanı sıra son yıllarda
tüketicilerin de bu konudaki duyarlılığı artmaya başlamıştır. Örneğin,
ABD’de 1995’te yapılan bir kamuoyu araştırmasında deneklerin %78’inin,
işgörenlerini kötü koşullarda çalıştıran işletmeler yerine, (örneğin, 20
dolarlık bir giyecek için birkaç dolar daha fazla ödeyerek) insancıl
koşullarda çalıştıran işletmelerden alış-veriş yapmayı tercih ettikleri
görülmüştür (Economist, 1998: 13-16). İnsan haklarının ve
demokratikleşmenin öne çıktığı günümüzde, yasaların ve cezai
yaptırımların gerçekleştiremediğini, sivil insiyatiflerin ve özellikle
de bilinçli tüketici hareketlerinin gerçekleştireceğini söylemek bir
kehanet sayılmamalıdır.
3.3. Sosyal Sorumluluk Yatırım Fonları
SA 8000 Standardı’nın doğuşuna neden olan bir diğer
gelişmede, milyarca dolarlık portföyleriyle hızla büyümekte olan “Sosyal
Sorumluluk Yatırım Fonları”dır. ABD’de, 7 trilyonluk yatırımın 700
milyar doları bu fonlara akmaktadır. Yatırımlarına iyi bir kazanç elde
etmek ve aynı zamanda sosyal sorumluluklara uygun faaliyet gösteren
işletmeleri desteklemek isteyen yatırımcılarca bu fonlara (Goetz, 1997:
43-46) yatırılan paralar, toplam yatırımların henüz %10’luk bir kısmını
oluşturmasına karşın, yatırımcıların bu yönde artan eğilimini göstermesi
bakımından önemli bir gösterge olarak değerlendirilebilir.
Kuşkusuz bu durum artık, işletmelerin sosyal
sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerinin denetlenmesini de
zorunlu kılmaktadır. Son zamanlarda bazı gruplar finansal performansın
yanı sıra, işletmelerin sosyal ve ekolojik çevreye karşı olan
etkilerinin ve bu yöndeki performanslarının da denetlenmesi gerektiğini
savunmaktadırlar (Belsie, 1999: 13). İşletmelerin üretimlerini ve diğer
faaliyetlerini uygun çalışma koşullarında sürdürmelerini garanti etmeyi
amaçlayan SA 8000 (Export Today, 1998: 74-76), bu açıdan önemli bir
ihtiyacı giderecektir.
SA 8000’in oluşumunda toplam kalite yönetimi
çalışmalarının da önemli bir katkısı olmuştur. ISO 9000 Endüstriyel
Kalite Yönetimi, ISO 14000 Çevre Sistemleri Yönetimi standartlarını
harekete geçirmiş ve son olarak da SA 8000 Standardı gündeme gelmiştir (Daviss,
1999: 28-34). TKY çabaları, “iç müşteri (işgören) memnuniyeti”nin
sağlanmasında kullanılabilecek etkin bir araç olan SA 8000’in doğuşunda
etkili olduğu gibi, yayılıp benimsenmesinde de etkili olacaktır.
4. BELGELENDİRME SÜRECİ
Bir işletmenin SA 8000 Standardı’na uygun faaliyet
gösterip göstermediği, (SGS-International Certification Services)
Uluslararası Belgelendirme Hizmetleri gibi kar amaçsız, bağımsız denetim
şirketlerince kontrol edilmekte (Scherer, 1997: 245-248) ve gerekli
koşulları sağladığına karar verilen işletmelere belge verilmektedir.
CEPAA tarafından sosyal-denetim mesleğinin yeterliliklerine sahip
kuruluşlar arasından seçilen denetçi kuruluşlar, belge almak isteyen
işletmeleri ziyaret ederek standardın içeriğiyle ilgili konulardaki
uygulamalarını değerlendirmektedirler. Denetçi kuruluşların
değerlendirmeleri ayrıca CEPAA tarafından düzenli aralıklarla kontrol
edilerek, standardın güvenilirliği sağlanmaya çalışılmaktadır.
Denetçiler, gerektiğinde denetimin ve belgelendirmenin etkinliğini
arttırabilmek amacıyla bölgesel insan hakları gruplarıyla bilgi
alışverişinde bulunabilmektedirler (Wah, 1998: 18-23).
SGS-ICS belgelendirme sürecini şu şekilde
özetlemektedir: 1) Planlama Aşaması: Yönetim sistemleri
denetimi konusunda bilgili, deneyimli ve üst yönetimin desteğine sahip
bir yönetici, belgelendirilme süreci için görevlendirilmelidir. Bu
konuda danışman şirketlerden de yararlanılabilir. 2) Uygulama
Aşaması: Bu aşamada tutulacak kayıtlar SA 8000’e uyulduğunu
kanıtlamak bakımından önemlidir. 3) Kontrol Aşaması: Kesin
başvuru öncesi bir ön-denetim yararlı olabilir. Ön denetimin
belgelendirme açısından olumsuz bir etkisi yoktur. Koşulların yerine
getirildiğine inanılıyorsa, doğrudan gerçek denetim için de
başvurulabilir. Denetimler sonucunda bir eksiklik görülmüşse, düzeltme
istenecektir. 4) Periyodik Kontrol Aşaması: Belgeler 3 yıl
için geçerli olup, standarda uyulup uyulmadığı belli aralıklarla kontrol
edilmektedir. Bu tür kontrollerle, sistemin sürekli geliştirilmesi ve
işletmelerin standarda uyma konusunda mükemmelleşmeleri
hedeflenmektedir.
Alınması için yasal bir zorunluluğun bulunmadığı SA
8000, denetimler sonucunda gerekli koşulları sağladığını ispatlayan her
türlü işletmeye verilebilmektedir (Spar, 1998: 7-13). Belgelendirme, bir
işletmenin ürünlerinin (tedarikçi ve müteahhitlerden aldıkları parçalar
dahil) SA 8000 standardına uygun koşullarda üretildiğini kanıtladığından
(Scherer, 1997: 245-248) alış-verişlerinde bu işletmeleri tercih eden
müşteriler, insan haklarına yaptıkları bu anlamlı katkıdan dolayı, gönül
rahatlığı ve huzur duyacaklardır.
5. SA 8000 KAPSAMINDA
TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT DURUM
SA 8000 kapsamına giren konular açısından ülkemiz
oldukça kötü bir durumdadır. Özellikle, çocuk işgören çalıştırma
konusunda ülkemizin notu çok düşüktür. Kronik enflasyonun da etkisiyle
çalışan kesim, özellikle de işçi ve memurlar, insan onur ve gururuna
yakışır bir ücret alamamaktadırlar. “Sosyal Devlet” kavramı yeterince
ciddiye alınmadığı için, sosyal güvenlik sistemi “sağlık” gibi en temel
ihtiyaçlara dahi cevap veremeyecek bir duruma gelmiş bulunmaktadır.
Küçük çocuk çalıştırmada, Kenya, Bangladeş ve
Haiti’den sonra 4. sırada yer alan Türkiye; Cezayir, Mısır, Hindistan,
Endonezya, Bolivya, Guatemala, Nikaragua, Malezya, Filipinler, Pakistan
gibi ülkelerden bile kötü durumdadır (Tokay vd., 1999: 13). DİE’nün Ekim
1994’te gerçekleştirdiği Hanehalkı İşgücü Araştırması’na göre; ülkemizde
6-14 yaş grubunda yaklaşık 11.9 milyon çocuk bulunmakta ve bunların,
1.008 milyonu (%8.48) iş hayatında ve 2.8 milyonu (%23) ev işlerinde
olmak üzere, toplam 3.8 milyonu çalıştırılmaktadır (Aslantepe, 1999: 8)
Günde 12-16 saat sağlıksız ortamlarda, sosyal güvenlikten uzak olarak
çalıştırılan bu çocukların büyük bir kısmı iş yerlerinde aşağılanma,
dövülme vb. kötü söz ve davranışlarla karşılaşmakta ve kolayca işten
çıkartılabilmektedirler. Bir diğer araştırmaya göre, “ağır iş” kapsamına
giren iş yerlerinde çalışanların %80’nini çocuklar oluşturmakta ve iş
şartları nedeniyle tezgahlarda elini, kolunu kaptırarak ölen ya da sakat
kalanların sayısı oldukça yüksek bulunmaktadır. Çocukların çalıştığı iş
yerlerinin %83’ünün kayıt dışı, küçük ölçekli ve denetimden uzak
atölyeler olması (Tokay vd., 1999: 13) durumun kötülüğünü bir kat daha
ağırlaştırmaktadır.
Ülkemizde Ocak 1999 itibariyle 2,987,975’i sendikalı
olmak üzere (özel+kamu) toplam 4,350,016 işgören çalıştırılmaktadır.
Sendikalılaşma oranının %68.69 olduğu ülkemizde (ÇSGB, 1999: 116)
sigortasız çalıştırılabildikleri için bazı işletmelerce çocukların
tercih edilmesi, yetişkinlerin sosyal güvenlik kapsamı dışında
kalmasına, dolayısıyla da sistemin ve sendikaların zayıflamasına neden
olmaktadır. Türkiye, 138 sayılı “İstihdama Kabulde Asgari Yaşa” ilişkin
UÇÖ Sözleşmesini imzalayarak çocuk işçiliğini etkin bir şekilde ortadan
kaldırmayı ve istihdama kabul için asgari yaşın çocukların fiziksel ve
zihinsel gelişmelerine olanak tanıyacak bir seviyeye yükseltilmesi
konusunda ulusal bir politika izlemeyi kabul etmiş olmasına (İnan, 1998:
27); UÇÖ’nün 15, 58, 77, 123 ve 59 numaralı sözleşmelerini ve “Çocuk
İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı”nı kabul etmiş ve
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini onaylamış (Aslantepe,
1999: 7-8) olmasına karşın, uygulamada beklenen gelişme henüz
sağlanabilmiş değildir.
Ekonomik hayatta çocuk emeğinin kullanımının
yaygınlığı, toplumların gelişme düzeyini gösteren önemli bir sosyo-ekonomik
göstergedir (Baştaymaz, 1998: 61). Çocuk işgücü kullanımını doğuran en
önemli neden yoksulluktur. Ülkemizde çocuklar, ucuz işgücü olarak
görülmekte ve bu nedenle de özellikle kırsal bölgelerde yaygın olarak
çalıştırılmaktadır. DİE’nün 1994 yılındaki Çocuk İşgücü Anketi’nde,
hanehalkı reislerinin %84’ü çocuklarını okula göndermek istediklerini
belirtmişlerdir (Çolak, 1999: 12-13). Bu, kötü yönetilen ekonominin
faturasının düşük gelirli ailelere ve onların çocuklarına çıkarıldığının
“acı” bir göstergesidir.
6. SONUÇ VE ÖNERİLER
Dünyadaki ve ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında iş
yasalarının ve UÇÖ’nün düzenlemelerinin az gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkelerdeki çalışma koşullarının iyileştirilmesinde yeterince etkili
olamadığı görülmektedir. Dolayısıyla, sivil insiyatiflerin ve proaktif
yaklaşımların öne çıktığı günümüzde, yasal düzenlemelerin ve
kontrollerin ötesinde, (ISO standartlarında ve genel olarak TKY
çabalarında da olduğu gibi) ilgili kesimlerin gönüllü katılımını öngören
çabaların gerekliliği anlaşılmış bulunmaktadır.
SA 8000, çocuk işgören çalıştırılmasının önüne
geçilmesinde; sendikal hakların iyileştirilmesinde ve sendikalılaşma
oranının yükseltilmesinde; çalışma saatlerinin iyileştirilmesinde; düşük
ücretlerin insan onuruna yakışır bir seviyeye çıkarılmasında; sağlık ve
güvenlik konularında olumlu gelişmelerin sağlanabilmesinde, ülkemiz gibi
gelişmekte olan ülkeler için önemli işlevler görecek önemli bir
standarttır. Sendikaların ve işletmelerin bu yöndeki çabalarına büyük
bir ivme kazandıracağına inandığımız SA 8000 Standardı en kısa zamanda
ülkemizde uygulanmaya ve yaygınlaştırılmaya başlanmalıdır. SA 8000
Standardı’nın ülkemizde kabul edilip yaygınlaştırılmasında, işgören
sendikalarının yanı sıra, tüketici derneklerine, meslek örgütlerine,
ticaret ve sanayi odalarına, medyaya ve ülkemizin saygın işletmelerine
büyük görevler düşmektedir.